Bir sanatçı sanatından çok yaptırdığı estetik operasyonlarla gündeme geliyorsa yaşlanmışlığı herkesçe anlaşılır ama sonu gelmeyen operasyonlar onun bunu henüz kabullenmediğinin işaretidir. Yaşlanma korkusu sadece sanatçılara has bir durum sanılırdı ama bugün yirmi yaşındaki gençlerin bile operasyonlara yönelmesi bu imaj kaygısının her kesime yayıldığını örnekliyor. Aynı adama âşık iki kadın ve bunlardan biriyle hayatını birleştirdiği halde ötekinden yakasını kurtaramayan bir adam.
Yılların rekabeti iki kadını sürekli gerilimde tutarken evliliğin bir son olmadığını düşündürür. Biri “adam”ı elde edebilme umudunu hep taşır, öteki elinde tutabilmenin savaşını vermeye devam eder. Sonunda kadınlardan biri, bu acımasız rekabeti, bulduğu ölümsüzlük iksirini içerek kendi lehine çevireceğine inanır. Ancak çok geçmeden öteki de aynı iksire ulaşır. Yaşlanmayı ve ölümü alt eden bu iksir iki kadını yine eşit konuma getirmiştir. Sıra erkeğe de bu iksirden içirerek ebediyete kadar genç olarak yaşamasını sağlamaya gelir. Ancak adam bunu kabul etmez. Manidar ve bir o kadar etkileyici olan reddetme gerekçesi mealen şöyledir: “Yaşamımızdaki her evre farklı zevkler ve farklı acıları barındırır. Bunların hepsi gereklidir. Dolayısıyla yaşlılık da bir nimettir insan için, ölüm de… Dostlarınız, arkadaşlarınız ve tüm yakınlarınız bir bir göçerken bu dünyadan, arkada kalan olmak dayanması güç bir durumdur.”
Çağın hastalığı olan yaşlılık korkusunun hicvedilerek anlatıldığı bu Hollywood yapımı fantastik film, ölümsüzlük iksirini duyunca ağzı sulanan seyirciyi erkek karakterin tokat gibi sözleriyle kendine getirir, önemli dersler verir. Yaşamın yaşlılık gibi pek de beğenilmeyen hatta korkulan dönemini yaşamanın aslında ne denli önemli olduğu vurgulanır. Oysa “imajın herşey olduğu” bugün, dünyanın her yerinde yaşlılık olabildiğince geciktirilmesi gereken bir evre olarak algılanıyor. Özellikle göz önünde ve yaptığı işi görünümüyle tamamlamak zorunda olan insanlar için yaşlılık “yokluk”la eşanlamlı kabul ediliyor. Bu algı biçimine göre yaşlanmışlığı fark edilen insan gözden düşer ve kesilen ilgi/alâka onu yokluğa iter. Bunun en göze çarpan örneklerini sanat camiası veriyor. Şöyle bir zihninizden geçirin. Orta yaşın üstünde hatta altmışını devirmiş sanatçılarımız sorulsa ilk kimler gelir aklınıza? Ajda Pekkan, Aysel Gürel, Emel Sayın, Gönül Yazar, Muazzez Abacı, Nükhet Duru, Türkan Şoray, Güven Hokna, Hülya Koçyiğit…
Çocukluğumuzdan beri ekranlarda görmeye alışkın olduğumuz bu sanatçılar aslında kendi aralarında kategorize edilecek olursa farklı tablolar çiziyor. Kimi yaşlandığını fark ettiğinde bir süre kabuğuna çekildi, genç meslektaşlarını ve yeniden şekil alan sanat camiasını izledikten sonra kendine ve yaşına uygun bir yer edinmeye çalıştı. Kimi ise fiziksel değişimlerini görmezden gelerek, yok sayarak ya da bunları gizlemeye çalışarak her yeni gelen kuşakla boy ölçüşmeye kalkıştı. Yaşlılık belirtileri her geçen gün artıyor ve her gün büyüyen bir panikle o cerrah senin bu estetisyen benim dolaşıp duruyorlar. Artık sanatsal faaliyetlerinden çok, geçirdikleri estetik operasyonlarla gündeme gelmeye başladılar. Bir süre sonra sarkıp duran deriler o kadar fazla gerdirildi ki burun kenarındaki ‘beni’, bir kaç ameliyattan sonra alnında görmeye başladık. Şaka bir yana, estetik operasyonlardan bahsedildiğinde ilk akla gelen o bildiğiniz isimler, yurtiçi ve yurtdışındaki cerrahların önemli müşterileri haline geldi. Ancak operasyonlar kastını aştı ve onları genç göstermekten öte yüzlerindeki ifadeyi sildi. Konuşmakta, gülmekte zorlanan ve simaları değişen bu sanatçılar bütün doğal güzelliklerini yitirdi. Öyle ki yıllar önce çekilmiş filmlerini ya da kliplerini gördüğünüzde bağlantı kurmanız, tanımanız mümkün olmuyor.
Oysa yıllardan beri görsel sanatların icrasında yaşlı karakterleri oynayacak aktris bulmak en önemli sorunlardan biri. Salkım Hanım’ın Taneleri filminde bile Hülya Avşar makyajla otuz yaş ihtiyarlatılarak kullanılmıştı. Oysa o rolü hakkıyla yerine getirecek yaşlı sanatçılarımız var. Belki de ilk kez İkinci Bahar dizisiyle doğal halini ekrana yansıtmaktan çekinmeyen iki bayan sanatçıyı izleme şansı bulduk. Beyaz perdenin Sultanı namını koruyan Türkan Şoray ile yılların tiyatro sanatçısı Güven Hokna doğal görünümleriyle kendi yaşlarındaki insanları canlandırdı. Tabii bu doğallık da diziyi daha gerçekçi kılarak beklenen ilgiyi sağladı. Yüzlerindeki çizgiler, düşük göz kapakları, parlaklığını yitirmiş gözler ve yerleşmeye başlamış kiloları ile bu iki dev sanatçı seyirciye “bizden biri” algısını tattırmıştı. Dizinin yayınlandığı sıralarda Güven Hokna’yla yapılan bir röportajda Hokna’nın görünümüyle ilgili söylediği sözler bunun ne bir rastlantı ne de bir mecburiyet olduğunu anlatıyordu. Sanatçının sadece genç ve güzel olduğu dönemlerde değil, her yaşta kendine uygun roller bulabileceğini ifade eden Hokna fiziksel görünümünden rahatsız olmadığını genç görünmeye çalışmadan da iş bulabileceğini söylüyordu. Çizgilerle dolu bir yüz ya da diriliğini kaybetmiş göz kapaklarıyla da bir kadının güzel görünebileceğini anlatıyordu. Nitekim takip eden yıllarda hem Hokna’yı hem de Türkan Şoray’ı başka dizilerde de izleme imkanı bulduk.
Merdiven silip, estetisyene gidenler
Görüldüğü gibi nadir de olsa yaşıyla ve yeni fiziksel görünümüyle barışık sanatçılara rastlayabiliyoruz. Ama vücuduna sürekli müdahale edenler çoğunlukta. Üstelik yukarıda bayanların isimlerini zikretmiş olsak da estetik müdahalelere ihtiyaç duyan erkekler de var. Özel kürler, cildi sıkılaştırıcı kremler, iğneler ve nihayet ameliyatlar. Aslında genç bir görünüme sahip olabilmek hiç de kolay görünmüyor. Sık sık tekrarlanan bir dizi operasyona katlanması güç olmalı. Ayrıca maliyeti de yüksek. Bir gecede milyarlar kazanan sanatçılar için belki yüksek olmayabilir ama dosyanın hazırlanması aşamasında estetisyenler ve estetik cerrahlarıyla yaptığımız görüşmeler çarpıcı bir sonuç çıkardı karşımıza. Şaşırtıcı ama gerçek: Sıradan insanlar da genç görünebilmek için gözünü kırpmadan büyük paralar harcıyor. Bunun en çarpıcı örneğini Selin Güzellik Merkezi estetisyeni İlknur Bektaş’tan alıyoruz. Merdiven silerek para kazanan bir kadının daha genç görünebilmek için merkeze geldiğini söyleyen Bektaş, elleri deterjandan deforme olmuş kadının kendisine sunduğu gerekçeyi şöyle özetliyor: “Kocası bir güvenlik şirketinde işe giren kadın artık kendini güvende hissetmediğini söyledi. Yeni işinin eşinde değişiklikler meydana getirdiğini, kendine artık daha fazla özen gösteren kocasını kaybetmemek için o da genç ve güzel görünmek istediğini ifade etti. Estetik ameliyat yaptıramayacağı için ilaçlı tedavilere ihtiyaç duyuyordu. Bunun maliyeti ona ağır gelecekti ama razıydı.”
Kadınların eşleri tarafından artık daha kolay aldatıldıklarını fark etmelerinin ve buna eğitim ya da maddi düzeylerinin engel olmadığını anlamalarının onları paniğe sürüklediğini belirten İlknur Bektaş, eşinin kendisini beğenip beğenmediğini anlamaya çalışan kadınların kendilerini güzellik merkezlerine attıklarına işaret ediyor. Bektaş, günde 20 müşterisinden en az 12’sinin bu problemle geldiğini, onlara estetisyen olarak değil bir psikolog ya da arkadaş gibi yaklaşmak zorunda kaldığını, kitaplar vererek psikolojilerini düzeltmeleri için yardımcı olduğunu anlatıyor.
Bektaş’ın verdiği bilgilere göre, özel kürler ya da masajlı -ampullü müdahaleler sıradan insanların kullandığı yöntemlerin başında geliyor. Bağ ve destek dokusunu güçlendirmek için kullanılan ve maliyeti 250 milyon olan ampuller cildi 5–10 yaş kadar gençleştirebiliyor. Cildin altına enjekte edilen özel bir sıvıyla ince çizgilerden kurtulmayı sağlayan botox da son zamanlarda kullanılan yöntemlerden biri. Ancak bin dolar ile üç bin dolar arasında maliyete sahip olan ve estetik uzmanı doktorlar tarafından yapılan botox’un etkisinin altı ay sürdüğü söyleniyor. Estetik ameliyatlar ise hem pahalı hem de cesaret istediği için buna çoğunlukla sanat camiasından insanlar başvuruyor.
Yirmi yaşında estetik operasyon
Ünlülerin çoğunlukla tercih ettiği Leyla İnanır Güzellik Merkezi eğitimcilerinden Harika Gündüz, neşter öncesinde gençleştirici tüm kürlerin denendiğini, sonuç alınamadığı takdirde operasyona yönelindiğini belirtiyor. Bu operasyonlara en son başvurmanın gerekçesi ise derinin kulak arkası ve boyun altına doğru çekilmesinin bir süre sonra o bölgede çirkin bir görüntü oluşturması. Harika Gündüz’ün gözlemleri yaşlanma korkusunun çok ciddi boyutlarda olduğunu ortaya koyuyor. 20 yaşında bir genç kızın bile botox yaptırmak için kendilerine başvurduğunu söyleyen Gündüz bunun normalin çok altında bir yaş olduğunu belirtiyor.
Estetik Cerrahi Uzmanı Fuat Kurşun’a göre estetik müdahale yaşı 40 civarı. Bugüne kadar çok sayıda sanatçı ve iş çevrelerinden müşterileri (ya da hasta mı demeliydik) olan Kurşun, müdahalelerinin önemli bir kısmının cilt gerdirme üzerine olduğunu söylüyor. Ayrıca Kurşun’un verdiği bilgilere göre, bu iş için yurt dışından bile gelenler oluyormuş. Çünkü işlemler dışarıdakinden çok daha ucuz. Estetik operasyon merakının Türkiye’de ve dünyada salgın hastalık gibi yayıldığını ifade eden Dr. Fuat Kurşun müşterilerin ruh halini şöyle özetliyor: “Popülerliğe alışkın ve ilgiyi üzerinde tutmaya çalışan insanlar konumlarını kaybetmek istemiyor. Özellikle sanatçılar. Ayrıca yurt dışında iş yapan ve müşteri ilişkilerinin önemli olduğu işlerde çalışanlar iyi bir imaj verebilmek için yaşlılığı olabildiğince geciktirmeye çalışıyor. Bazıları kendisiyle barışık olabilmek ve aynaya baktığında genç ve dinamik bir yüz görebilmek için bize geliyor.”
Görüldüğü gibi estetisyenlerin ya da estetik cerrahlarının ofislerini dolduranlar ruhen pek de sağlıklı görünmüyor. Peki bunu nasıl değerlendirmek lazım? Konu hakkında yorumlarına başvurduğumuz Psikiyatr Doç. Dr. Armağan Samancı, insan yaşamının belirli evrelerden oluştuğuna, her yaşın farklı özellikleri olduğuna dikkat çekerek başlıyor söze. Samancı’ya göre doğal olan bu evreleri tamamlayarak bir sonrakine geçmek. Oysa özellikle sanatçılar sürekli beğenilme ve sevilme isteği duyarlar ve bu onları doğal yaşam sürecinden çıkarır. Dolayısıyla belirli bir zamana takılıp kalırlar. Gençlik; güzellik, popülerlik ve takdir edilme gibi avantajlar sağlar. Bu onların gıdası gibidir. Ruhsal olarak bu döneme takıldılarsa beden olarak da o dönemde kalmaya çalışırlar. Oysa o yaşa özgü rolleri ve konumları seçmelidir. Genelde gözlenen bir “yaşlanmayı red” pozisyonu var. Bu, takıntının aşılamamış halidir. Yaşamı hep gözden geçiren, kendi problemlerini çözen ve iç dünyasını oluşturan çizgileri olmalıdır. Ancak onlar bu süreci oluşturmaya çalışsalar da “yaşlandın” türünde tepkiler aldıkça özgüven yaralanmasına, içe kapanmaya veya çekilmeye başlayabilirler. Farklı alanlara yönelme ya da motivasyon onların tekrar sağlıklı bir geçiş dönemi yaşamalarını sağlayabilir.
Yaşlılık diye bir şey yok
Motivasyon dedik de konumuzla alakalı bir örnek olan ama aşırı motivasyonuyla dikkatleri üzerine toplayan bir ünlüyü hatırladık: Söz yazarı Aysel Gürel. Yaşını artık tahmin bile edemediğimiz ancak kendisini yirmisinde hissettiğini her fırsatta yineleyen Gürel motivasyonu tavan yapmış bir isim. Yaşlılık diye birşey olmadığını savunan Gürel, doğru beslenen ve spor yapan insanların hep genç kalacağını iddia ediyor. Ayrıca kendisinin bir yaradılış harikası olduğuna inanıyor ve estetik operasyona hiç ihtiyaç duymadığını anlatıyor. Bugün Türk kadınının şuuraltını temsil ettiğini, kendisiyle tanışan hanımların “Sana bayılıyorum, senin gibi olmak istiyorum” dediklerini ileten Gürel yaşlandığını hissetmesinin önündeki engel olan motivasyonu şu şekilde kazandığını söylüyor: “Çocukluğumdan beri her günümü doğum günüm ilan ediyorum. Bugün hayatımın geri kalanının ilk günü diyorum ve bir yaşama sevinci ediniyorum. Yılları saymıyorum, şu yaşa geldim demiyorum. Bu kadar yaşadım bundan sonrası ikramiye.”
Bu sözler korkularını yenemeyen sanatçılara kendi dünyalarından verilmiş iyi bir cevap. Ama henüz o yaşları yaşamamış insanlar olarak onları yine de tam anladığımızı söyleyemeyiz. Çünkü içinde bulunduğumuz yüzyıl, hayatı yeniden ayarlamaya zorluyor bizi. Gençlik de, yaşlılık da başka türlü yaşanıyor şimdilerde. Frank Sinatra’nın efsane şarkısını bugüne uyarlarsak şöyle diyebiliriz: “Onlar gençlik nedir biliyor, ama biz yaşlılık nedir bilemiyoruz”.
Aksiyon Dergisi
Kaynak: Estetik Haber
Estetik sitemizdeki içeriklerin izinsiz kullanılması halinde yasal işlem yapılacaktır.
Lütfen Sadece Yorum Yapın ?
Önemli Not: Bu sayfalarda yapılan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Estetik Haber Sitesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
E-mail adresi, reklam ve hakaret içerikli yorumlar onaylanmayacaktır. E-mail yada msn adresi vermek için Sohbet sayfamızı kullanabilirsiniz.